3. Dostluk Kısa Film Festivali Sponsorluğu

Türk Kızılay’ın destekçisi olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü başta olmak üzere birçok kurumun katkılarıyla Grand Pera Emek Sahnesi’nde düzenlenen ve çevrimiçi olarak yayınlanan 3. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali ödül töreni gerçekleşti. Bu yıl Le Syndrome d'Archibald filmiyle Daniel Perez ve Da Yie filmiyle Anthony Nti’nin birincilik ödülünü paylaştığı festivalde Jafar Altafi Where We Come From filmiyle ikincilik ödülünü alırken Alberto Marchiori ise The Leak filmiyle üçüncülük ödülünün sahibi oldu. Festivale Türk Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık ve Genel Başkan Yardımcısı Murat Ellialtı da katıldı.

Ödül Töreninde konuşan Genel Başkan Kınık, “Sağlık, bedensel ve ruhsal olarak tam bir iyilik halidir. Bir taraftan bedenimizin ihtiyacı olan gıdaları ona vermemiz gerekirken bir taraftan da ruhumuzun ihtiyacı olan sanatı ve kültürü de ona sağlamak durumundayız. Biz Kızılay olarak sanat açlığının da giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sanatın bir araç, yaratıcı bir dil olduğunu ve bu aracın da Kızılay’a yakıştığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bu festivali tüm Kızılay ailesi olarak destekliyoruz. Organizatörleri, yönetmenleri, sanatseverleri ve bu işe gönlünü vermiş olanları tebrik ediyorum” dedi.

Hasan Söylemez

Afrika'nın 54 ülkesini bisikletle dolaşmak için Ocak ayında yola çıkan belgesel yapımcısı ve gazeteci Hasan Söylemez, bu seyahatiyle Afrikalıların hayallerini belgeselleştirdi. Dünyanın en zorlu, maceralı ve tehlikeli yolculuklarından birini yapan Söylemez, Kara Kıta'da yaşayanların hayallerini sorgulayarak bu coğrafyanın "Hayal Arşivini’" oluşturmayı amaçladı.

Hasan Söylemez, bu yolculuğunun lise ders kitaplarında da yer aldığını vurgulayarak, "Lise ders kitaplarında bu yolculuk sırasında çekimine başladığım 'Journey to Dreams' belgeselinin bir bölümünün yer alması beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. Lisedeyken Mr and Mrs Brown okuyordum, şimdi gençler, öğrenciler lise İngilizce ders kitaplarında benim Afrika'da yaptığım yolculuğu okuyorlar." ifadelerini kullandı.

Afrika'da yaşayan insanların Türkiye algısı konusuna da değinen Söylemez, Arapça konuşulan ülkelerde Türkiye'nin çok iyi bilindiğini söyledi.

Türkiye'nin Afrika'da yaptığı çalışmaların çok önemli olduğunu dile getiren Söylemez, "Ama biraz daha aşağıya, Sahraltı Afrika'ya indiğimizde Türkiye algısı bazı yerlerde değişiyor. Mesela Senegal'in fakir semtlerinde Türkiye'yi çok iyi biliyorlar. Sebebi Türkiye'nin orada yaptığı yardım çalışmaları. Orada TİKA'nın, Kızılay'ın çalışmaları var, Maarif Vakfı'nın okullarla ilgili çalışmaları var. Oralarda Türkiye'yi iyi biliyorlar." diye konuştu.

Vatana Giderken Heimei Maru

Kızılay’ın sporsorluğuyla çekilen Türk-Japon dostluğunu anlatan “Vatana Giderken Heimei-Maru” Belgeseli 1. Dünya Savaşının sona erdiği dönemde Sibirya’da ki esir askerlerimizi ‘Heimei-Maru’ vapuruyla İstanbul’a taşırken, karşılaştığı Yunan Savaş gemisine direnen Japon komutanının kararlı duruşunu ve 7 ay deniz ortasında bekleyen, Türk askerlerinin ve Japon mürettebatın ortak kaderini anlatıyor.

Yapımcılığını ve yönetmenliğini Hayriye Savaşçıoğlu’nun üstlendiği anlam yüklü, gerçek bir hikayeden yol çıkan belgesel, her yıl çok sayıda filmin başvurduğu ülkemizin en önemli belgesel film festivallerinden birisi olan TRT Belgesel Film Ödüllerinde finale kalma başarısı gösterdi.

Vatana Giderken Heimei-Maru

 

1.Dünya savaşında Osmanlı İmparatorluğu 3 kıta ve 10 cephede savaşıyordu. Sadece Rusya’da 65.000’in üzerinde Osmanlı Askeri esir durumdaydı. 1918 yılında Rusya’nın Viladivostok limanı Japonya tarafından işgal edilince esirlerin sorumluluğu Japonlara geçmiş oldu. Esir Türk Askerlerinin İstanbul'a gönderilme kararı alınınca da Japon Heimei-Maru gemisi kiralandı.


Heimei- Maru 23 Şubat 1921 tarihinde 1012 esir asker, 19 Kadın ve 17 çocuk ile Viladivostok’tan ayrıldı. (Kadınlar Türk Subayların orada evlendikleri eşleriydi.) Geminin komutanı Japon Yarbay Tsumura idi.


Yolculuğun kırkıncı günü, 3 Nisan 1921 tarihinde Heimei-Maru Akdeniz'e girdi. 5 Nisan 1921 günü ise tam Anadolu köylerini gördükleri gün önleri bir Yunan savaş gemisi tarafından kesildi. Batı Anadolu Yunan askerlerinin işgali altındaydı ve Yunanlılar Heimei- Maru gemisinde bulunan Türk esir askerlerinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Yarbay Tsumura, aldığı emirlere dayanarak askerleri teslim etmeyi reddetti. Gemi Pire limanı çekildi.


Denizin üzerinde bekleyiş başladı. Erzak tükenmeye başladı. Hava o kadar sıcaktı ki kıyafetler güneşin etkisinden parçalanmaktaydı. Gaz kalmadığı için ranzaların olduğu bölüm zifiri karanlıktı. Japon Yarbay ve Türk Subaylar gerekli tüm kurumlara mektuplar yazarak esaretin bitmesi için çaba harcadılar.


Cemiyet-i Akvam, şöyle bir karar aldı; Hastalar, kadınlar ve çocuklar tespit edilecek ve İstanbul’a gönderilecekti. 395 kişi Olimpos adlı küçük bir Yunan vapuru ile İstanbul’a doğru yola çıktı.


Japon Yarbay Tsumura ve Japon mürettebat da kalan Türk askeri ile birlikte beklemeye devam ediyorlardı. Nihayet bir çözüm bulundu. Esir Türk askerleri İtalya’da bekleyeceklerdi. Ve Heimi-Maru gemisi 18 Ekim 1921'de Akdeniz'de küçük, kayalık bir ada olan Asinara’ya ulaştı. Askerler sekiz aya yakın bir süre kaldıkları Heimei-Maru gemisinden adaya çıktılar. Sadece Japon mürettebatıyla Heimei-Maru adadan ayrıldı.


Böylece Rusya’nın Viladivostok limanından 23 Şubat 1921'de başlayan yolculuk İstanbul yerine İtalya’nın Asinara adasında son bulmuştu. Bu adadan da Türk Askerinin İstanbul'a dönüşü ancak 25 Haziran 1922’de gerçekleşecekti.


Belgeselin ana karakteri gemideki askerlerden birinin oğlu Mustafa Dokurdur. Babasına dair belgeler aramaktadır. Silik bir fotoğraf ve bir not defterinden başka elinde hiçbir şey yoktur.

Serhat Önder’in Hikayesi

Kızılay 15 Temmuz hain darbe girişiminde Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit olan Kızılay Küçükesat Şube Başkanı Şehit Serhat Önder anısına özel bir klip hazırladı. Söz ve bestesi Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık’a ait “Serhat’ım” adlı türküyü aynı zamanda seslendiren Dr. Kınık’a Üsküplü ünlü sanatçı Mesut Kurtis de eşlik etti.

Kınık, “15 Temmuz darbe girişiminde, Türk milletinin cesur fertleri darbeye karşı direndi. Serhat kardeşimiz de bunlardan biriydi. O hem bir Kızılay gönüllüsüydü hem de milletinin onurlu bir ferdi olarak bu toprakları bize vatan kılmak için çalışan, çarpışan bir kardeşimizdi. Cenab-ı Hak'tan şehidimize rahmet diliyoruz. Bize düşen de böyle güzel faaliyetlerle onun anısını yaşatmaktır” dedi.

 

Çerezlerin Kullanımı
Kişisel verilerinizin Kızılay Kültür & Sanat tarafından işlenme amaçları hakkında daha detaylı bilgi için Çerez Politikası Aydınlatma Metni’ni okumanızı tavsiye ederiz.
ÇEREZLERİ ONAYLA